SANAL SOSYALLEŞME VE SATRANÇ
Sn.Murat KUL’un yazısını TSF web sitesinde yayınlanır yayınlanmaz okumuş ve etkilenmiştim.
Sizi konuya hafiften ısındırayım.Bu konu daha önce yazıldı çizildi..
İnsanlar ikiye ayrılıyor.
Bir şeyleri değiştirmek için kendiliğinden harekete geçenler ile, harekete geçmek için bir şeylerin değişmesini bekleyenler.
Tahmin ettiğiniz gibi, ikinci grupta yer alanlar insanlık ailesinin neredeyse tamamını oluştururken, birinci grup her yerde ve her dönemde azınlıkta kalıyor.
Ancak “değişim” dediğimiz şeyi de onlar başlatıyor.
Orgeneral Kenan Evren 3 Kasım 1982 tarihli konuşmanın bir yerinde, Edirnelilere sesleniyor; “…Boş zamanlarımızı faydalı bir şekilde geçirmek istiyoruz dediler. Ellerine sapık ideolojilerin kitaplarından başka kitap verilemedi. Zihinlerini geliştirebilmeleri, hiç değilse zihin yorup düşünerek oyun oynayabilecekleri bir satranç tahtası bile verilemedi.”
Edirneliler Kenan Evren’in o konuşmasını dikkate aldılar mı bilinmez ama onun bu konuşması satrancın önünü yeniden açıyor.
O günden önce; Büyük şehirleri bilemiyorum ama.. sıkıyönetim döneminde küçük yerleşim yerlerinde kahve oyunları (kağıt oyunları) yasaklanıyor. Dama, dokuztaş, tavla ve satranç gibi zeka oyunları oynanmaya başlanıyor. Ama nedendir bilinmez zeka oyunlarını oynamayı bilen kişi sayısı az. (günümüzdeki gibi) Fakat bilmeyenler bilenlere yenile yenile öğrenmeye başlıyorlar. Bir kişi diğerine, diğeri bir başkasına, derken köylerde kasabalarda herkes küçükten büyüğe dama, satranç oynar hale geliyor. Üstelik öyle hazır satranç takımıyla değil, ahşaptan bir kare üzerine yakma yöntemiyle yapılan satranç tahtasında oynanıyor.
Kısacası biri çıkıyor ve “arkadaşlar bu satranç ve bunu hiç kimse yasaklayamaz” demesinden sonra Anadolu genci satrançla tanışıyor. Satranç taşlarının isimleri ve hareketlerini öğreniyor. Yaşlı-genç herkes müthiş bir ilgi gösteriyor.
İşte tam o zamanda keşke satrancı anlatan kitaplar da olsaydı. Şu an ülkemiz satrançta çok başka yerlerde olurdu diye düşünmeden geçemiyor insan.
Kaynak eksikliğine bilim ve teknik dergisi yetişiyor. Satranç meraklıları açılışları, oyun analizlerini buradan takip ediyor, geliştiriyor.
Neyse giriş kısmını uzatmadan sonuca hemen geçeyim
Sonuç:İnsanlar çevrelerinde ne görürse onu yapıyor.Baksanıza herkes online oyun furyasının içerisinde..Bir çok kişi için internet eşittir online oyun demek.İnternete bağlandıklarında ilk iş gönülden bağlandıkları oyunlarına girmek.Bu oyunların içerisinde chat de yapıyorlar, yeterli gelmez ise msn ile de sohbete devam ediyorlar.Dünyadan haberleri sınav sorularını oyun içerisinden “sanal sosyalleşerek” alıyorlar.
Gençler travian, ogame, knight gibi oyunları oynayarak “sanal sosyalleşiyor” ve reel hayattan gitgide uzaklaşıyor. Bir insan ile yüzyüze gelip el sıkışarak yarışmak onlar için çok korkutucu bir şey.Hatta aklılarının ucundan bile geçmeyen bir konu..
Online oyun platformları bizden trilyonlarımızı, sosyalliğimizi, hatta zekamızı alıp götürürken, hepimiz sadece bakıyoruz.
Şimdi yazıya başladığımız yere dönelim; Bence değişim dediğimiz şeye ihtiyacımız var yine. Gençliğimizi, insanlığımızı geri getirmeli ve online oyun kapanından kurtarmalıyız.
Nasıl derseniz; cevabı açıkçası ben de bilmiyorum.Ama “satranç” fena fikir değil.
Satranç için bir tutam merak lazım, bir tutam kaynak, bir tatlı kaşığı antrenör, bir su bardağı arkadaş, biraz da önünde bulacak insanlar. Ilık da bir ortam olacak en sessizinden…Bolca da kulüp olacak en sigara içilmeyeninden. Öğretmenler bu işi sıkı tutacak. Önce onlar satranç oynayacak.Milli eğitim dolayısı ile Okul idaresi bu işe gönül verecek. TSF ile ortak hareket edecek..Oldu olacak okullarda da mecburi ders olacak.
